Showing posts with label tv. Show all posts
Showing posts with label tv. Show all posts

Saturday, April 07, 2012

game of thrones s02e02 yahut erken gelen mutluluk

game of thrones bu hafta bir surpriz yapip, ikinci bolum yayini her official kaynakta 8 nisan gorunmesine ragmen, ilk bolumden uc gun sonra yeni bolumuyle belirdi. izledigim kopyada HBO logosu da vardi, dolayisiyla bir yerden sizmaktan ziyade sahiden HBO tarafindan yayinlanmis gibi. acip gugillatsam eminim bunun hakkinda yazilmis bir milyon forum post'u falan vardir; ama useniyorum. zaten konumuz da bu degil. fakat merak ettigim, pazar gunu ne yayinlanacak? ucuncu bolum mu? ikinci bolum tekrar mi? ilk ihtimalin yuzdesini cok dusuk buluyorum. bu durumda, yeni bolum icin bir hafta beklemek yerine 10 gunden fazla beklemis olacagiz ve bu bizi uzecek. ama unlu amerikan buyugu janis joplin'in de dedigi gibi: "get it while you can"*


*dikkat! burada derin ve cok katmanli bir gonderme kullandim, bos gecilmemesine.


yine izleme sirama gore step by step (uu beybee) gidecegim:

  • jaqen h'ghar'i (ki herifin adini dogru yazayim derken actigim a wiki of ice and fire'da spoiler'in buyugunu yedim; ben ettim siz etmeyin) ilk belirdigi sahnede biraz zayif buldum. ama ilk intiba yaniltabiliyor (burada da mesaj var demek isterdim ama yok); dizideki jaqen, konusmasi ve tavirlari ile, benim tum serideki favori karakterlerimden biri olan bu tekinsiz herifin hakkini vermis. ucuncu tekil sahista konusmasi ise, 90'lari yasamis her turk insanina, ister istemez mustafa sandal'i hatirlatiyor. bu bag kuruluyor, buna yapacak bir sey yok.   

turk gencinin inanilmaz basarisi. shae giyinik oldugu nadir sahnelerden birinde.
  • sibel kekilli'nin shae'i oynamasinin, diziye en az %40 daha fazla turk seyirci kazandirdigina iddiaya girebilirim (kolasina). hatta hazir boyle iddiaya giriyorum, facebook grubu acayim. bunun yani sira, ikinci bolumde abazan turk (ve ecnebi) gencini mutlu edecek malzeme bol. sunu demek istiyorum beyler: sevisme var, meme var, boyle seyler. 

  • tyrion lannister, kalplerin sampiyonu. kitapta da dizide de tartismasiz EN IYI repliklere sahip oldugunun hakkini herhalde herkes verecektir. deadpan humor'unun hastasiyim ve her belirdigi sahnede neseyle ellerimi cirpiyorum. neyse ki, ikinci kitap dahil, ilerleyen bolumlerde de tyrion'suz kalmiyoruz. hatta ikinci sezonda ana karakter olacaginin mujdesini vereyim de siz de benimle birlikte el cirpin. firsat verilse, kendisiyle BFF olurum. shae'yle takilmadigi ve asiri sarhos olmadigi zamanlarda iki muhabbetin belini kirariz. 

balon greyjoy, krallik bu DEYIL.
  • ve sonunda theon'un ayrin da ayrin diye siksik ettigi iron islands belirdi. bu biraz, "biz makedonya gocmeniyiz" diye kasilan arkadaslarin, makedonya'yi yerinde inceledikten sonra kackackac diye istanbul'a donup topragi opmeleri tarzinda. iron islands lokasyonu icin ya kuzey irlanda, ya kuzey iskocya kullanmis olsalar gerek (gugilla bunu da bulurum, ama gordugunuz gibi bakmamaya devam). yorumum su: surgune gideceksem, son tercihim burasi olur. yagmur, bulut, rutubet, romatizma -ideal bir kabusta aradigim her sey var. ortamlari da izbe zaten. insan kendini kral ilan etmeye utanir. balon greyjoy'un ilk belirdigi sahnede "git bir sacini basini yika, bulutsuzluk ozlemi'nin solisti gibi geziyorsun" diye bagirdim ekrana dogru. bir sey izlerken kaptirip nenelesmenin tadi da az seyde var karagozlum.

davos, davosing.
  • davos seaworth: o bir mensch, o adamin hasi. davos, stannis'e duydugun sadakati takdir etmiyor degilim ama adam MUHASEBE MUDURU (bkz: onceki bolum). neyse sen bilirsin, sonra stannis iron throne'a oturamazsa gelip bana aglama.







chamber of the painted table. obruklara dikkat.
  • muhasebe mudurunden laf acilmisken: dragonstone'daki chamber of the painted table sekansi, starring stannis baratheon and melisandre aka the red woman. basta "sevisme sahnesi gormek isteyene bu bolumden cok ekmek var" duyurusunu yapmistim. acikcasi ben tam "insallah o masada sevismeye kalkmazlar" diyordum ki, korktugum basima geldi. carpet burn bile yeterince kotuyken, insanin kicina basina minyatur ordularin batmasi? yetmezmis gibi, yer sekilleri de isin icindeydi: tepe, plato, obruk, cesitli karstik olusumlar (cografya bilgimle basinizi dondurmeye niyetliyim.) tutku da bir yere kadar. popoma oyuncak asker battigi dakikada o is biter dostum.

ve bir bolum de boyle geride kaldi. tekrar gorusmek uzere, esen kalin.

Monday, April 02, 2012

winter has come

bittiginde karalar bagladigimiz, kis gelsin diye agitlar yaktigimiz game of thrones ikinci sezonuyla dun geri dondu. "kis geliyor vay" yakarislarinin bahara sarkmasi zamanlama itibariyle biraz tuhaf olsa da, ic sikintisinin bir yasam tarzina dondugu su gunlerde, en azindan westeros'a kacabiliyor olmak guzel sey, umutlu sey (taniyanlar bilir, escapism'de bir dunya lideriyimdir.) bir yandan da nereden nereye. game of thrones kaldigi yerden devam ediyor ama biz hayata onun biraktigi yerden devam etmiyoruz. sezon finalini yaptigi 19 haziran'dan bu yana ne devranlar dondu GoT.

simdi sezon premiere'ini dakika dakika inceleyelim. kendinizi evinizde telegol izliyormus gibi hissedin.

***bundan sonrasi ilk bolumu izlemeyenler icin cesitli spoiler'lar icerebilir uyarisi***


  • tyrion'un, bu sezon da has adamimiz olacagi acik. daha ilk dakikalarda ettigi su cumle ile benden alkisi aldi: "You love your children. It's your one redeeming quality; that and your cheekbones." burada benim hafiften gerizekali oldugumu sezmis olabilirsiniz: o diyaloglari senaristler yaziyor pinar'cim. lutfen beni yargilarken, su siralar maraton bir song of ice and fire okumasi yaptigimi ve besinci kitaba geldigimi goz onunde bulunduralim.   


  • bran'i evlat edinmek konusunda ciddi dusunuyorum. soylemeden gecemedim.
    benim olacaksin. benim!
  • weirwood agaclari cok guzel. civarda dikilebilecek yer dusundum, bulamadim. belki sanatcilar parki? cihangir ispark'in ustundeki post-apocalyptic parka olmayacagi acik. fakat bir godtree'miz olsa fena mi olurdu? yapraklari kirmizi, gozleri yasli?
  • iki onemli nokta: 1) joffrey'nin hala yatacak yeri yok, ve 2) bazi sorunlari cozmede anne terligi hala bir numara.
  • targaryenler damarlarinda akan asil kani sulandirmama adina inbreeding'e yonelmekte kotu etmisler diyebilir miyiz? bence netice muspet (arada birkac deli kral cikiyor, onlari da idare edersin.) tercihi hafif balik etinden yana olan arkadaslarin da bu soy soylama pratiginden memnun kaldigini tahmin ediyorum.
  • craster'i kafamda basbayagi grotesk canlandirmistim; adam edebiyat hocasindan hallice cikti. bana casting direktorunu baglayin.
  • biraz da ambiyans: westeros'un cok guzel canlandirildigi detayini atlamiyorum <-- bakin yazdim. kitaplari okurken cikisi olmayan bir girdaba suruklendigim dogrudur; ustune de dizinin cok basarili gorsel produksiyonu beni meksika dalgasina kadar goturdu. casting direktorunden sonra bana goruntu yonetmenini baglayin.
vergi dairesi icin 2'yi tuslayin.
robb bir atarlanma aninda.

  • stannis baratheon, siz cok yanlis gelmissiniz. muhasebeci kilikli bu herifin kral olacagi bir dunyada yasiyorsak ben isyan ederim. isyanim ekte: \o/. chronicle tuttururkenki tavri bir anda aklima A.E. Pessimal'i isinladi. tabii benim her ahval ve seraitte discworld'e isinlanmam, en kotu ihtimalle kucugunden de olsa bir referans vermem hayatin bazi kacinilmaz gerceklerinden.








  • gelin itiraf edelim: ben de king in the north'a diz cokerdim. robb stark "uu beybi" diyecegimiz tarzda birisi. bu sezonda bol bol atarlanmasini izlemek nasip olsun insallahdinimizamin.


ve iste bahari karsiladigimiz su coskulu (insert own adjective) gunlerde, yaklasan kisin ve savasin tam ortasina dustuk. sikayet? benden yok. 3 haziran'a kadar pesindeyim birakmam (enter levent yuksel, exit yours truly.)

Tuesday, May 25, 2010

Lost in Lost: ve iste bitmisti


























Lost'un bitiminde galiba aklimda gecen gun zorla dinlemeye tabi tutuldugum sarki "yillardan sonra, yollardan sonra" (by yeni turku) var. kendimi emekliye ayrilmis gibi hissediyorum. hayattan beklentilerim bugun farkli olabilir: lost b i t t i. biz buyuduk ve kirlendi dunya! (gene yeni turku referansi, gecen hafta o galatada'ki konsere denk gelmeyecektik) ama sahiden oyle olmadi mi? arkadas, 6 senede doktorayi verirdim. bir baskasi master'iyla birlikte lisansini bitirir yuksek muhendis cikardi mesela. evlenip iki cocuk sigdiran olurdu. 2010 mayis itibariyle kolektif olarak milyonlarca insanin ortak paylasimi olan bir sey sonlandi, evrende kesin bir enerji kaymasi olmustur. bir de mesela, lost'un sonunu elestirmek icin harcadigimiz enerjiyi baska yere kanalize etsek, seneye mars'ta kolonilesiriz. bunu demisken, benim soyleyeceklerim yok mu? (soru retorikti)

"sorulara cevap alamadik!" bu en buyuk serzenis oluyor gordugum kadariyla. ama ortada 6 senedir devam ettirilen bir heyecan var, son bolume kadar da karistirdikca karistiracagiz inadi. su durumda lost'un son bolumlerinin (ki iki bolum olarak yayinlandi, torrentcilerin haberi vardir umarim, hayvan gibi dosyalar gorurseniz ya sasirmayin, ya da benim gibi iki ayri episode olarak hazirlanmisini indirin) gercekten butun mevzulari aciklanmasi (mesela herkesin kafayi taktigi KUTUP AYILARI) sanirim beklenemezdi. beklenmis. cok gercekci degil. senaristler, "her seyi acikliyoruz!" arena/ugur dundar yaklasimi yerine daha holistic bir yontem secmisler; genel olarak kavramlar aciklaniyor, detaylar degil (yani "abi niye adada kutup ayisi vardi yeaa? diyenler hayal kirikligina ugrayacak). benim gibi detaylara takan bir insansaniz muhakkak ki "e peki o kadin kimdi? lapidus'u niye pazar gunu kilisede goremedik?" gibi sorulariniz olacak. bence daha zevklisi bunlara izleyicinin kendisinin cozumler uretmesi. senaristlerin boyle bir amaci var miydi bilmiyorum ama bu final sayesinde daha aylarca lost konusulacak, buna benzer hatirladigim bir de the mulholland drive geliyor aklima lynch'ten. haftalarca "olm nooldu filmde?" diye dolanip, internetten aciklamali makaleler okumus, "haa, hmm" diye aramizda temaasaa etmistik. lost icin de bunun olacagini ongoruyorum.

(su noktada farkettim ki j.j. abrams ve biraderlerinden milyorlar aliyormusum gibi bir hava olusmus)

bu cikar iliskilerini (haha) bir yana birakip, nacizane, ve bol spoiler'li yorumlarima gelirsek:

oncelikle, sembolizm dolu bu adayi ve diziyi ben genel hatlariyla begendim. sonu da yine sembolizm doluydu. sembolizmin hastasiyim ben, once bunu aciklayayim, sonra aa bu kiz delirmis, nesini begendi demeyin. ben izlerken o karakterlerin, olaylarin, hepsine altmetinler yaziyor "surada suna referans vermis, burada bu var" diye kendi gonlumu egliyordum (ki matrix'i de bu sekilde begenmistim zaten). bunlarin bilincli olduguna eminim. misal, iki sefer de "drink this" ("degistiren" suyu iciris) gondermesinin yapilmasi tesaduf olamaz -acik bir inisiyasyon mevzuu donuyor, ki ben bunu hristiyan teolojisi baglaminda okuyup, komunyonla baglantilar kurdum. bunun disinda, misir'a ozellikle bol gonderme vardi: misal adadaki dev sobek heykeli. buradan anliyoruz ki, jacob ve kardesini yetistiren teyze adaya gelen, ikizlerin annesiyle latince konusmus da olsa, buyuk ihtimalle adanin varligi daha eski. buradaki ikizler acikca cain ve abel'i tekrarlayan jacob ve esau (a.k.a. karaduman) ikilisi. hatirlayalim, eski ahit'te, rebekah ve israel'in oglu olan kardeslerden, jacob, ikiz olmalarina ragmen "ikinci" cocuktur, dolayisiyla, ilk dogmus erkek haklari esau'nundur. ama annesi rebekah hamileligi sirasinda da gordugu isaretlerden jacob'in daha iyi bir "ilk-dogan" olacagindan emin olarak babasini kandirir, esau'nun haklarini calar. jacob ve (adi aciklanmayan ama acik ve net) esau arasindaki bu dikotomi dizi boyunca -daha dogrusu bu iki karakter ortaya ciktigindan beri- canli tutuldu. bence? basarili bir sembolizm kullanimiydi. netice: jacob's ladder / yakup'un merdiveni hikayesini (ki the substitute bolumunde merdiven konusu bizzat mevcut) okuyan sanirim herkesin cozebilecegi gibi, o 6 sene israilogullarinin mesih ya da mesihsel zamanlar gelene kadar cektigi cile idi. en nihayetinde jacob'in merdiveni sayesinde isiga gittiler. mesihi cogu literatur zaten birebir kelime anlamiyla tanimlamaz, burada da herkesin "kendi aydinlanmasi" olarak gorursek (ki ben oyle goruyorum) o gun o kilisedekilerin hepsi kendi aydinlanmasini yasadi, ve gittikleri ya da gitmeleri gereken yer her neresi ise oraya gittiler. "bir sonraki" asamaya gectiler. huzuru buldular. hepi ending. bu arada jack'in jacob'dan el almasi da bana jack'in bizzat mesih (christos) figurunu sembolize ediyor oldugunu dusundurdu, bunu da ekliyorum. sozkonusu insanlarin hepsinin kisisel badireler atlatmasi, karakter olarak buyuyup gelismeleri ve olabileceklerinin "en iyisi" olmalari da bu tezimi -bence- dogruluyor. bu konuda ibrani kaynaklarin disina cikip ortodoks teolojisi ne demis okumak isteyen olursa "the ladder of divine ascent - saint john climachos"a bakabilir. ama ben, konunun eski ahit agirlikli bir gonderme oldugunu dusunuyorum. jacob'in misir baglantisi (acin okuyun, her seyi ben mi anlatacagim?) da dizideki misir temasini, heykelleri, tapinagi vs. acikliyor.

lost yapim ekibi, su durumda, bir "lost: additional material" adli apayri bir yapimla cikip, detaylari aciklayabilir. bu hem izledigini pek anlayamayan seyirciye (ki turk seyircisinin ici judeo-hristiyan gondermelerle dolu bir sembolizmi sak diye anlamasini beklemek de cok gercekci degil) bir walthrough olur, hem de adamlara rant. bu da ongordugum diger olasiliklardan biri. ya da boyle daginik birakirlar, insanlar aylarca ustunde oyle miydi boyle miydi diye konusur ve bittikten sonra da herhalde en uzun sureyle gundemde kalan dizi olarak rekorlari kirar. her turlu kazaniyorlar.

ben de vesile ile cok fazla detaylara girmenin mumkun olmadigi bu alti senelik odyssey yorumumu boylece noktalayayim, ve aslinda alinan dersin biraz da insanin en iyi dostunun hayvan oldugunun (bu benim zorlama altmetnim!) altini cizeyim. yavrum vincent, iste gercek candost sensin. boone'u da son bir kez gorduk, ona da sevindim. yakisikli cocuktu!

goodnight, and good luck.