degil tabii. pazartesi aksami buyuk bir heves ve keyifle pizzami ismarlamis, game of thrones s02e03'un basina oturmusken, bahsi gecen iki kisilik pizzayi tek basima on dakikada tuketmemin de etkisiyle dizinin ortalarinda hipoglikemik soka girdim. dizi yarim kaldi, ben de pazartesi aksamindan beri hastanedeydim. game of thrones'u ise, 13.3" ekranda yarim yamalak izlemeye kiyamadigimdan eve donmeyi bekledim. ve iste (az once) donmustum. watch this space.
North of Uberwald, east of the Hub, south of the Widdershins Ocean, west of Purdeighsland.
Showing posts with label hayat. Show all posts
Showing posts with label hayat. Show all posts
Wednesday, April 18, 2012
Monday, April 16, 2012
nostalji ama iyi manada
2009 yilinin 16 nisan'inda ABVD, yahut yuksek dozda toksik madde, a.k.a kemoterapi tedavim bitmis. epey eski bir yaziya gelen yoruma bakmaya gitmisken tesadufen gordum. bugunun 16 nisan 2012 olmasi dolayisiyla yurtta (evde) ve dis temsilciliklerde (babaya telefon ederek) kutlama planlari initiated.
mayis sonu-haziran basi gibi de radio ga-ga'dan kurtulusumun ucuncu yildonumu senliklerle kutlanabilir. mehter dusunuyorum (harbiye askeri muzede, pazartesi ve sali haric her gun, 15:00-16:00 arasi.)
mayis sonu-haziran basi gibi de radio ga-ga'dan kurtulusumun ucuncu yildonumu senliklerle kutlanabilir. mehter dusunuyorum (harbiye askeri muzede, pazartesi ve sali haric her gun, 15:00-16:00 arasi.)
Wednesday, April 11, 2012
kazik caktim internetlere
az once farkettim, bu blog neredeyse sekiz (sayiyla 8) senedir var (30 ekim'de hatirlatin da dogumgunu kutlayalim.) ilk yazi ise tam bir hipstir gibi muzik yazisi, konser izlenimi. zamaninda biraz kassaydim roll yazari olabilirdim.
neyse, sonra civimisim zaten.
neyse, sonra civimisim zaten.
Sunday, December 04, 2011
neighbours a.k.a. komsular
bir an boyle baslayinca sanki avustralya'nin gururu neighbours dizisinden bahsedecek misim gibi olmadi mi? ama tabii ki hayir, kaldi ki diziden de anca kylie minogue'u hatirliyorum. konumuz bildigimiz komsularimiz. karsiki komsu, ust kat komsusu, en alttaki gencler falan gibi.
cihangir'deki ikinci evime tasindigimdan beri bir komsuluk muessesesiyle muhatap olmus durumdayim. bundan onceki evde her katta bir daire vardi ve ust kattaki komsunun kopeginin ayak citcitcitcitlarindan ve sahipleri olmadiginda non-stop ulumasindan baska bir sey pek duymuyorduk. hafif magarasal bir ortamdi ev ses acisindan.
ne zamanki (eylul'de) daha klasik bir cihangir setting'ine sahip bu yeni eve tasindim, o zaman komsu kavramiyla tanistim (burada senelerdir yurt disinda oldugum goz onunde bulundurulsun).
karsi komsu(lar): cekirdek aile: anne, cocuk ve evin reyisi babadan murekkep. baba rolundeki eleman ayni zamanda toprak sahibi oldugundan hem apartmanda birden fazla (sanirim uc?) dairesi var, hem de apartmanla ilgili her turlu mevzuda ona danisiyoruz. dolayisiyla kendisi ve ailesi (daha cok ailesi, okumaya devam) komsular listemde hakettigi kadar buyuk yere sahip. evli, bir cocuk babasi. dunyanin en simarik 4 yasindaki kizi dolayisiyla benim karsi dairemde oturuyor. gunun 12 saati ya ciglik atan, ya avaz avaz sarki soyleyen, ya bir kelimeye takilip onu defalarca tekrarlayan ya da uluma-bogurme arasi sesler cikararak tepinen bir y u m u r c a k. eskalini de belirledim; bir gun yalniz yakalasam korkutmayi, olmadi celme takmayi dusunuyorum ama henuz mumkun olmadi. hayatimda ilk duvara vurup "eeeyh yeter be" dememe sebep olmus insan bu kucuk 4 yasindaki bebe iste. bitmedi! bu ailenin babaannesi olan sahis da bu uc kisilik cekirdek ailenin hemen ust katinda oturuyor. let the good times roll. oncelikle geline sabir dileklerimle, zira babaanne her allahin gunu asagi katta, genellikle de bu 4 yasindaki iblisin yavrusu ile ugrasiyor oluyor. yumurta kartonu gecirgenligindeki duvarlardan nasil cocuk yetistirilmeyecegi derslerini sayesinde her gun alma firsatim oldu. bir sesini iyice tize cikararak (teyze tizi) avaz avaz bagiriyor, bir o da tepiniyor, sonra isyan ediyor, en sonunda dayanamayip cocugun istedigini yapiyor. ertesi gun ayni loop tekrar; cunku kucuk iblis yeterince cingar cikarirsa istedigini elde etmeyi ogrendi. alinacak ders: cocuk yetistirmeyi bilmiyorsaniz, cocuk yapmayin. mersi.
son gunlerde (ki anlasilmaz degil) bu tantanaya gelin-kaynana kavgalari da eklendi ki tabii evin babasi (sanirim benden kucuk) civarda yokken yapiliyor. gecen gun cok heyecanli bir tanesine sahit oldum, iki yetiskinin tepinmesi, bir seylere vurmasi, kapilari carpmasi, teyze tizi vs. daha genc kadin tizi gibi parametreler mevcuttu. tam neyle ilgili oldugu da anlasilamadigi icin aslinda tadi biraz kaciyor. yani tek duydugunuz arada tizlesen arada bogulan ciglik, birtakim anlasilmaz hakaretler ve bir suru gurultu. demem o ki, biraz daha komsulari dusunseler, en azindan popcorn yerken dinler, turk acik oturum programi yakalarim (live).
iyi haber: karsi komsu kizinin anaokuluna baslamasi gerektigine sanirim sonunda ikna oldu. gunduzleri pek ses cikmiyor. bunun tek aciklamasi kizin evde olmamasi olabilir. (ya da oldurup sanatcilar parkina gomduler. -tasteless, I know)
yan apartmandaki duvari bana bitisik cift: iste aradiginiz her sey bunlarda: ask, nefret, ihtiras! sik sik kavga ediyorlar; bir iki kere "polisi mi arasam?" diye dusundurecek boyutlara ulastigi oldu. en sevdigim kisimlari, kadinin BANA BAGIRMA BANA BAGIRMA diye avazi ciktigi kadar bagirdigi sekanslar. adam genelde bir seylere vuruyor. bazen karsilikli esya attiklari oluyor, gecen gun sanirim biri duvarda patladi, sonra arkasindan gelen sessizlikti beni urkuten. acaba ayni anda kafalarina bir sey gecirip ikisi de oldu mu diye endiselendim. bir sure sonra kendilerine geldiler ve biraz daha alcak bir tondan kavga devam etti de rahatladim.
en alt kattaki komsu(lar?): bir veya iki genc erkegin kiraladigi, bahceye acilan daire. onlarin herhangi bir sesi bana ulasmiyor. gecenlerde bir kapida kalma tesadufu vesilesi ile tanistik o kadar. ama burada yer almayi hak ettiler cunku KOMSUYUZ.
karsi apartmandaki en ust dairedeki abi: sanirim yonetmen bu. ya da ben kendisini oyle yaftaladim. ne zaman sokak tarafindaki camdan bakiyor olsam adam camdan bakiyor oluyor. uzun sacli, gozluklu. gozlemci bir kisiligi olduguna kanaat getirdim. herhalde her gordugumde orada olmasi bir tesaduf olamaz. (bir de sanirim iyi manzarasi var)
karsi caprazdaki bakkal: mahallenin sevgilisi, her turlu gerekli gereksiz malzeme: merdiven, tornavida, levye, koli bandi vb. karsilayicisi. bir de bana gelen buyuk paketleri (mesela amazon) teslim aliyor. yani, aliyormus. ben bunu amazon'dan siparislerim hala gelmedi of gumruge mi takildi diye dertlenirken, bir gun bana ziyarete gelen ve bakkala ugramis annem sayesinde ogrendim. hanfendi sizin kiziniz galiba, bunlar ona gelmis diye vermis anneme amazon siparislerini. yani kendisi ayni zamanda part-time lokal posta kutusu. havalar iyiyken sabahin korunde bir diger arkadasiyla dukkanin onunde, tam benim yatak penceremin onune denk gelen yere mevzilenip, o gunku siyasi meseleleri ve futbol gundemini tartisma izdirabi neyse ki havalarin sogumasi ile tatile girdi.
mahallenin merakli teyzesi: mahalle varsa, teyze var. burasi cihangir, bohem olur oranin havalari, sanat sepet tayfasindan gerisi oturmaz diye dusunmeyin. buranin eski sakinleri de hala aralarda gentrification'dan kacmis yasamaya devam ediyorlar. teyze, gercek bir teyze. sokaga acilan camina yerlestirdigi bir minderi ve her sabah o minderin ustune memelerini yerlestirerek basladigi bir mesaisi var. mahallenin muhtari da bir baska teyze mesela, ama bence bizim sokaginkine de en azindan bir merchandise yahut fahri konsolosluk versinler. epey erken saatlerde basladigi mesaisini (belki de ogle uykusu arasi alarak) gecenin gec, hatta haftasonlari sabahin erken saatlerine kadar surduruyor. bircok kere cok gec saatte eve donerken kendisinin tasvip etmeyen bakislarina maruz kaldim. basilisk gibi. ama sokakta eskaza bir olay olsa, iste bu teyzenin tanikligi sayesinde sip diye cozulur diye tahmin ediyorum. belki de sokaga mobese kamera koyacak yer bulamamis, teyzeyi maasa baglamislardir.
simdilik eyyorlamam bu kadar. bir baska blog post'a dek esen kalin.
cihangir'deki ikinci evime tasindigimdan beri bir komsuluk muessesesiyle muhatap olmus durumdayim. bundan onceki evde her katta bir daire vardi ve ust kattaki komsunun kopeginin ayak citcitcitcitlarindan ve sahipleri olmadiginda non-stop ulumasindan baska bir sey pek duymuyorduk. hafif magarasal bir ortamdi ev ses acisindan.
ne zamanki (eylul'de) daha klasik bir cihangir setting'ine sahip bu yeni eve tasindim, o zaman komsu kavramiyla tanistim (burada senelerdir yurt disinda oldugum goz onunde bulundurulsun).
karsi komsu(lar): cekirdek aile: anne, cocuk ve evin reyisi babadan murekkep. baba rolundeki eleman ayni zamanda toprak sahibi oldugundan hem apartmanda birden fazla (sanirim uc?) dairesi var, hem de apartmanla ilgili her turlu mevzuda ona danisiyoruz. dolayisiyla kendisi ve ailesi (daha cok ailesi, okumaya devam) komsular listemde hakettigi kadar buyuk yere sahip. evli, bir cocuk babasi. dunyanin en simarik 4 yasindaki kizi dolayisiyla benim karsi dairemde oturuyor. gunun 12 saati ya ciglik atan, ya avaz avaz sarki soyleyen, ya bir kelimeye takilip onu defalarca tekrarlayan ya da uluma-bogurme arasi sesler cikararak tepinen bir y u m u r c a k. eskalini de belirledim; bir gun yalniz yakalasam korkutmayi, olmadi celme takmayi dusunuyorum ama henuz mumkun olmadi. hayatimda ilk duvara vurup "eeeyh yeter be" dememe sebep olmus insan bu kucuk 4 yasindaki bebe iste. bitmedi! bu ailenin babaannesi olan sahis da bu uc kisilik cekirdek ailenin hemen ust katinda oturuyor. let the good times roll. oncelikle geline sabir dileklerimle, zira babaanne her allahin gunu asagi katta, genellikle de bu 4 yasindaki iblisin yavrusu ile ugrasiyor oluyor. yumurta kartonu gecirgenligindeki duvarlardan nasil cocuk yetistirilmeyecegi derslerini sayesinde her gun alma firsatim oldu. bir sesini iyice tize cikararak (teyze tizi) avaz avaz bagiriyor, bir o da tepiniyor, sonra isyan ediyor, en sonunda dayanamayip cocugun istedigini yapiyor. ertesi gun ayni loop tekrar; cunku kucuk iblis yeterince cingar cikarirsa istedigini elde etmeyi ogrendi. alinacak ders: cocuk yetistirmeyi bilmiyorsaniz, cocuk yapmayin. mersi.
son gunlerde (ki anlasilmaz degil) bu tantanaya gelin-kaynana kavgalari da eklendi ki tabii evin babasi (sanirim benden kucuk) civarda yokken yapiliyor. gecen gun cok heyecanli bir tanesine sahit oldum, iki yetiskinin tepinmesi, bir seylere vurmasi, kapilari carpmasi, teyze tizi vs. daha genc kadin tizi gibi parametreler mevcuttu. tam neyle ilgili oldugu da anlasilamadigi icin aslinda tadi biraz kaciyor. yani tek duydugunuz arada tizlesen arada bogulan ciglik, birtakim anlasilmaz hakaretler ve bir suru gurultu. demem o ki, biraz daha komsulari dusunseler, en azindan popcorn yerken dinler, turk acik oturum programi yakalarim (live).
iyi haber: karsi komsu kizinin anaokuluna baslamasi gerektigine sanirim sonunda ikna oldu. gunduzleri pek ses cikmiyor. bunun tek aciklamasi kizin evde olmamasi olabilir. (ya da oldurup sanatcilar parkina gomduler. -tasteless, I know)
yan apartmandaki duvari bana bitisik cift: iste aradiginiz her sey bunlarda: ask, nefret, ihtiras! sik sik kavga ediyorlar; bir iki kere "polisi mi arasam?" diye dusundurecek boyutlara ulastigi oldu. en sevdigim kisimlari, kadinin BANA BAGIRMA BANA BAGIRMA diye avazi ciktigi kadar bagirdigi sekanslar. adam genelde bir seylere vuruyor. bazen karsilikli esya attiklari oluyor, gecen gun sanirim biri duvarda patladi, sonra arkasindan gelen sessizlikti beni urkuten. acaba ayni anda kafalarina bir sey gecirip ikisi de oldu mu diye endiselendim. bir sure sonra kendilerine geldiler ve biraz daha alcak bir tondan kavga devam etti de rahatladim.
en alt kattaki komsu(lar?): bir veya iki genc erkegin kiraladigi, bahceye acilan daire. onlarin herhangi bir sesi bana ulasmiyor. gecenlerde bir kapida kalma tesadufu vesilesi ile tanistik o kadar. ama burada yer almayi hak ettiler cunku KOMSUYUZ.
karsi apartmandaki en ust dairedeki abi: sanirim yonetmen bu. ya da ben kendisini oyle yaftaladim. ne zaman sokak tarafindaki camdan bakiyor olsam adam camdan bakiyor oluyor. uzun sacli, gozluklu. gozlemci bir kisiligi olduguna kanaat getirdim. herhalde her gordugumde orada olmasi bir tesaduf olamaz. (bir de sanirim iyi manzarasi var)
karsi caprazdaki bakkal: mahallenin sevgilisi, her turlu gerekli gereksiz malzeme: merdiven, tornavida, levye, koli bandi vb. karsilayicisi. bir de bana gelen buyuk paketleri (mesela amazon) teslim aliyor. yani, aliyormus. ben bunu amazon'dan siparislerim hala gelmedi of gumruge mi takildi diye dertlenirken, bir gun bana ziyarete gelen ve bakkala ugramis annem sayesinde ogrendim. hanfendi sizin kiziniz galiba, bunlar ona gelmis diye vermis anneme amazon siparislerini. yani kendisi ayni zamanda part-time lokal posta kutusu. havalar iyiyken sabahin korunde bir diger arkadasiyla dukkanin onunde, tam benim yatak penceremin onune denk gelen yere mevzilenip, o gunku siyasi meseleleri ve futbol gundemini tartisma izdirabi neyse ki havalarin sogumasi ile tatile girdi.
mahallenin merakli teyzesi: mahalle varsa, teyze var. burasi cihangir, bohem olur oranin havalari, sanat sepet tayfasindan gerisi oturmaz diye dusunmeyin. buranin eski sakinleri de hala aralarda gentrification'dan kacmis yasamaya devam ediyorlar. teyze, gercek bir teyze. sokaga acilan camina yerlestirdigi bir minderi ve her sabah o minderin ustune memelerini yerlestirerek basladigi bir mesaisi var. mahallenin muhtari da bir baska teyze mesela, ama bence bizim sokaginkine de en azindan bir merchandise yahut fahri konsolosluk versinler. epey erken saatlerde basladigi mesaisini (belki de ogle uykusu arasi alarak) gecenin gec, hatta haftasonlari sabahin erken saatlerine kadar surduruyor. bircok kere cok gec saatte eve donerken kendisinin tasvip etmeyen bakislarina maruz kaldim. basilisk gibi. ama sokakta eskaza bir olay olsa, iste bu teyzenin tanikligi sayesinde sip diye cozulur diye tahmin ediyorum. belki de sokaga mobese kamera koyacak yer bulamamis, teyzeyi maasa baglamislardir.
simdilik eyyorlamam bu kadar. bir baska blog post'a dek esen kalin.
Location:
Cihangir Mh
Saturday, October 29, 2011
bugun benim dogumgunum
bugun degil aslinda. ama insan bu basliga karsi koyamiyor; teoman'in sarkisi da guzeldi (gecen fizy'de dinlemeye calistim, onun yerine kadinim cikti, kapatmadan evvel 30 saniyesine maruz kalip 30 m. dalisa gectim). velhasil, bugun cumartesi ve artik bu aksam dogumgunumu kutlamak icin kutlu dogum haftasi cercevesinde son sansim gibi gorunuyor. o zaman onwards and forwards. elimizde ne varsa ortaya koyacagiz (cok yok).
simdi dogruya dogru, esas dogumgunum, tahmin ediyorum ki 33 senelik kariyerimin en kaybedenler kulubu dogumgunuydu. aylar oncesinde "x, y, z" diye parametrelerle (diyelim) siraladigim dileklerden -tanri varsa ve dinlemis idiyse tuhaf espri anlayisina veriyorum, thanks old boy- sadece x ekseninde gerceklesti. boyle olunca butun denklem birbirine giriyor. neticesi: "hic yoktan iyidir"den ziyade "hay aminakoyim ben boyle isin."
kisisel dramimi uzatacak degilim; zaten persembenin gelisi carsambadan, pazartesinin gelisi pazardan belli olmustu. 23 ekim gunu van depremi haberiyle sarsildik. en azindan bir kismimiz sarsildi. diger bir kismimiz halaya cikti; "7.4 yetmedi mi?" soyleminin kemalist versiyonuyla bir sure eglestiler. neticede, en azindan benim genis cevremde, mahalle baskisi etkin olmus olacak ki, sesler kesildi. ama o mideme yumruk yemisim hissini unutmam mumkun degil. birer sehir efsanesi olduguna kendimi inandirdigim yardim kolilerinden tas, bayraga sarili sopa gibi seylerin ciktigi haberlerinin gercek oldugunu ogrenmemle basim hepten dustu. aylar oncesinden girdigim kutlu dogum haftasi (cok orijinal) zevzekligi yurt capinda kriz trajedisine donustu. ve iste bu seneyi de boyle yemistik. derdim, "dogumgunum ziyan zebil oldu"dan ziyade bundan sonraki her dogumgunumde oyle veya boyle bu korkunc haberleri hatirlayacak oldugum gercegi. fil gibi de hafizam var anasini satayim.
33'u bitirip 34'in ilk gunlerini yasarken hissettiklerim kendimden cok simdiye kadar sadece haritada gordugum, fotograflardan bildigim bir sehirle ilgili. bir de van kedileri ve kucukken haritaya dogru yere cizmeye calistigim ama seklini hala hafizamda net olarak cikarabildigim van golu ile. ileride kismetse van'i yine kedileri ve goluyle hatirlayabilmek dilegiyle.
"and if good fortune never comes, here's to whatever comes!"
simdi dogruya dogru, esas dogumgunum, tahmin ediyorum ki 33 senelik kariyerimin en kaybedenler kulubu dogumgunuydu. aylar oncesinde "x, y, z" diye parametrelerle (diyelim) siraladigim dileklerden -tanri varsa ve dinlemis idiyse tuhaf espri anlayisina veriyorum, thanks old boy- sadece x ekseninde gerceklesti. boyle olunca butun denklem birbirine giriyor. neticesi: "hic yoktan iyidir"den ziyade "hay aminakoyim ben boyle isin."
![]() |
| daha mutlu bir dogumgunumden. ben zannettiginiz beni tutan annem. solda: sardunyalar. hep sardunyalar. |
kisisel dramimi uzatacak degilim; zaten persembenin gelisi carsambadan, pazartesinin gelisi pazardan belli olmustu. 23 ekim gunu van depremi haberiyle sarsildik. en azindan bir kismimiz sarsildi. diger bir kismimiz halaya cikti; "7.4 yetmedi mi?" soyleminin kemalist versiyonuyla bir sure eglestiler. neticede, en azindan benim genis cevremde, mahalle baskisi etkin olmus olacak ki, sesler kesildi. ama o mideme yumruk yemisim hissini unutmam mumkun degil. birer sehir efsanesi olduguna kendimi inandirdigim yardim kolilerinden tas, bayraga sarili sopa gibi seylerin ciktigi haberlerinin gercek oldugunu ogrenmemle basim hepten dustu. aylar oncesinden girdigim kutlu dogum haftasi (cok orijinal) zevzekligi yurt capinda kriz trajedisine donustu. ve iste bu seneyi de boyle yemistik. derdim, "dogumgunum ziyan zebil oldu"dan ziyade bundan sonraki her dogumgunumde oyle veya boyle bu korkunc haberleri hatirlayacak oldugum gercegi. fil gibi de hafizam var anasini satayim.
33'u bitirip 34'in ilk gunlerini yasarken hissettiklerim kendimden cok simdiye kadar sadece haritada gordugum, fotograflardan bildigim bir sehirle ilgili. bir de van kedileri ve kucukken haritaya dogru yere cizmeye calistigim ama seklini hala hafizamda net olarak cikarabildigim van golu ile. ileride kismetse van'i yine kedileri ve goluyle hatirlayabilmek dilegiyle.
"and if good fortune never comes, here's to whatever comes!"
Saturday, July 03, 2010
Woooot!
oncelikle 1-10 temmuz tarihleri arasinda biz sizi haberdar edecegiz deyip, 10 temmuza kadar beklemeyip, beni de ulser yapmayan koc uni'ye tesekkurlerimi sunuyorum.
beklenen mujde! ocak-subat ayindan beri uzerinde calistigim, mart itibariyle basvurumu yaptigim koc uni'nin art history and archaeology graduate programindan full fellowship geldi mi? geldi. costum mu? costum. masalara cikip oynadim mi? ee, oynamadim. oynardim aslinda, ama ortam musait degildi dun. onumuzdeki maclara bakacagiz. yani illa ki bir masaya cikip oynama ortami olusacaktir diye iyimser dusunmek istiyorum.
konuyla ilgili daha uzun yazarim gibi gibi. daha kontrati imzalayip yollamadim ama pazartesi onu da halledeyim, gercek bir memurin tavriyla isleri full resmiyete dokeyim, ondan sonra gelsin dunya turu, gitsin caribbean cruise? yok lan, iste tell-atchana/alalakh kazisina misafir gozlemci olarak katilim gosterme, belki bir iki sefer bodrum, en kisa zamanda mumkunse her odasina (iki) beni her an izleyecek ceiling cat yapistirdigim daire, and it takes two to tango. [note the masterful use of the oxford comma!]
hayat bana guzel be! (insert nazar boncugu)
beklenen mujde! ocak-subat ayindan beri uzerinde calistigim, mart itibariyle basvurumu yaptigim koc uni'nin art history and archaeology graduate programindan full fellowship geldi mi? geldi. costum mu? costum. masalara cikip oynadim mi? ee, oynamadim. oynardim aslinda, ama ortam musait degildi dun. onumuzdeki maclara bakacagiz. yani illa ki bir masaya cikip oynama ortami olusacaktir diye iyimser dusunmek istiyorum.
konuyla ilgili daha uzun yazarim gibi gibi. daha kontrati imzalayip yollamadim ama pazartesi onu da halledeyim, gercek bir memurin tavriyla isleri full resmiyete dokeyim, ondan sonra gelsin dunya turu, gitsin caribbean cruise? yok lan, iste tell-atchana/alalakh kazisina misafir gozlemci olarak katilim gosterme, belki bir iki sefer bodrum, en kisa zamanda mumkunse her odasina (iki) beni her an izleyecek ceiling cat yapistirdigim daire, and it takes two to tango. [note the masterful use of the oxford comma!]
hayat bana guzel be! (insert nazar boncugu)
Subscribe to:
Posts (Atom)
