Thursday, March 08, 2012

lololol

bu blogun hala oldugunu gormek gozlerimi yasardoy.

Monday, February 06, 2012

spektor revisited

yolda gelirken (ki su siralar arpam fazla kactigindan midir nedir, a noktalarindan b noktalarina kostura kostura yuruyerek variyorum) shuffle'dan regina spektor - on the radio cikti. degme felsefeye tas cikartir bir hayat ozeti; paylasiyorum:

This is how it works
You're young until you're not
You love until you don't
You try until you can't

You laugh until you cry
You cry until you laugh
And everyone must breathe
Until their dying breath

No, this is how it works
You peer inside yourself
You take the things you like
And try to love the things you took

And then you take that love you made
And stick it into some
Someone else's heart
Pumping someone else's blood
And walking arm in arm
You hope it don't get harmed
But even if it does
You'll just do it all again

en sevdigim kisimlarina da bold'u caktim. simdi son bir kiyak gecip sarkinin pek sevimli videosunu da paylasayim:

Friday, December 09, 2011

dengeli beslenme

gecen gun

sabah: ispanakli corek, domates, cay, kurabiye, cay
oglen: sabah yediklerimden dolayi hicbir sey
aksam: dondurma

dun

sabah: soguk krep (2)
oglen: hmm soda?
aksam: kurabiye ve dondurma

bugun

sabah: soda
oglen: yemedim
aksam: dondurma, krep ve annemin yaptigi ici maydonoz ve peynirli yufkamsi seyden (5) + cay


goruldugu uzere dengeli beslenmede bir cigir acmis degilim; ahval ve serait bu yazinin basligiyla tam bir tezat olusturuyor. peki bu neden boyle? disari ciktigimda bir suru yemek yiyen ben, neden evde bir findik faresine donusuyorum ve isitilmasi gereken yemekleri isitmadan ucundan yiyor, karnim cok acikirsa kurabiye kemiriyorum? bunun yalniz yasamakla bir ilgisi oldugundan suphelenmeye basladim. kac senedir (arada kesintiye ugramis da olsa) yalniz yasayan biri olarak bunu yeni anlar gibi olmam gercekten *genius*. ama gelin itiraf edelim: yalnizken sofra kurmak, hatta tabak cikartmak bile sikici. yemeklerin tadi da sogukken de cok farkli degil zaten, degil mi? onun disinda, birileri bana yemek saati oldugunu hatirlatmazsa ya da ben o sirada disarida bir takim restoran ve cafe'leri gorebildigim bir alanda degilsem, aciktigimi da pek anlamiyorum. datli maya'nin tohumlu kurabiyeleriyle bazen koca bir gunu geciriyor, bazen bir kutu cikolatayla ayakta duruyorum. ama bunlar hep son dakika kurtarma calismalari, gunler var ki, bir yemegi planlayip yemedim (disaridakiler haric.) bir de sanirim anlasilacagi uzere, basbayagi karbonhidrat rejimi uyguluyorum ki her seyin rejimi var, bunun yok dolayisiyla cok saglikli olmasa gerek? en aciklisini sona biraktim: tum bunlar olurken aslinda EVDE YEMEK VAR.

buna bir cozum bulunabilecek mi? bakalim kahramanimizi ilerleyen bolumlerde ne gibi maceralar bekliyor?





Sunday, December 04, 2011

neighbours a.k.a. komsular

bir an boyle baslayinca sanki avustralya'nin gururu neighbours dizisinden bahsedecek misim gibi olmadi mi? ama tabii ki hayir, kaldi ki diziden de anca kylie minogue'u hatirliyorum. konumuz bildigimiz komsularimiz. karsiki komsu, ust kat komsusu, en alttaki gencler falan gibi.

cihangir'deki ikinci evime tasindigimdan beri bir komsuluk muessesesiyle muhatap olmus durumdayim. bundan onceki evde her katta bir daire vardi ve ust kattaki komsunun kopeginin ayak citcitcitcitlarindan ve sahipleri olmadiginda non-stop ulumasindan baska bir sey pek duymuyorduk. hafif magarasal bir ortamdi ev ses acisindan.

ne zamanki (eylul'de) daha klasik bir cihangir setting'ine sahip bu yeni eve tasindim, o zaman komsu kavramiyla tanistim (burada senelerdir yurt disinda oldugum goz onunde bulundurulsun).


karsi komsu(lar): cekirdek aile: anne, cocuk ve evin reyisi babadan murekkep. baba rolundeki eleman ayni zamanda toprak sahibi oldugundan hem apartmanda birden fazla (sanirim uc?) dairesi var, hem de apartmanla ilgili her turlu mevzuda ona danisiyoruz. dolayisiyla kendisi ve ailesi (daha cok ailesi, okumaya devam) komsular listemde hakettigi kadar buyuk yere sahip. evli, bir cocuk babasi. dunyanin en simarik 4 yasindaki kizi dolayisiyla benim karsi dairemde oturuyor. gunun 12 saati ya ciglik atan, ya avaz avaz sarki soyleyen, ya bir kelimeye takilip onu defalarca tekrarlayan ya da uluma-bogurme arasi sesler cikararak tepinen bir y u m u r c a k. eskalini de belirledim; bir gun yalniz yakalasam korkutmayi, olmadi celme takmayi dusunuyorum ama henuz mumkun olmadi. hayatimda ilk duvara vurup "eeeyh yeter be" dememe sebep olmus insan bu kucuk 4 yasindaki bebe iste. bitmedi! bu ailenin babaannesi olan sahis da bu uc kisilik cekirdek ailenin hemen ust katinda oturuyor. let the good times roll. oncelikle geline sabir dileklerimle, zira babaanne her allahin gunu asagi katta, genellikle de bu 4 yasindaki iblisin yavrusu ile ugrasiyor oluyor. yumurta kartonu gecirgenligindeki duvarlardan nasil cocuk yetistirilmeyecegi derslerini sayesinde her gun alma firsatim oldu. bir sesini iyice tize cikararak (teyze tizi) avaz avaz bagiriyor, bir o da tepiniyor, sonra isyan ediyor, en sonunda dayanamayip cocugun istedigini yapiyor. ertesi gun ayni loop tekrar; cunku kucuk iblis yeterince cingar cikarirsa istedigini elde etmeyi ogrendi. alinacak ders: cocuk yetistirmeyi bilmiyorsaniz, cocuk yapmayin. mersi.

son gunlerde (ki anlasilmaz degil) bu tantanaya gelin-kaynana kavgalari da eklendi ki tabii evin babasi (sanirim benden kucuk) civarda yokken yapiliyor. gecen gun cok heyecanli bir tanesine sahit oldum, iki yetiskinin tepinmesi, bir seylere vurmasi, kapilari carpmasi, teyze tizi vs. daha genc kadin tizi gibi parametreler mevcuttu. tam neyle ilgili oldugu da anlasilamadigi icin aslinda tadi biraz kaciyor. yani tek duydugunuz arada tizlesen arada bogulan ciglik, birtakim anlasilmaz hakaretler ve bir suru gurultu. demem o ki, biraz daha komsulari dusunseler, en azindan popcorn yerken dinler, turk acik oturum programi yakalarim (live).

iyi haber: karsi komsu kizinin anaokuluna baslamasi gerektigine sanirim sonunda ikna oldu. gunduzleri pek ses cikmiyor. bunun tek aciklamasi kizin evde olmamasi olabilir. (ya da oldurup sanatcilar parkina gomduler. -tasteless, I know)


ust kat komsusu: kendisi hakkinda pek fazla bir sey bilmiyorum ama ya topuklu terlikleri var ya da evde topuklu ayakkabiyla alistirma yapiyor. ben onunde tuylu ponponu olan topuklu terlikleri oldugunu hayal etmek istiyorum sahsen. surekli mc donalds ismarlamasi damak zevki hakkinda bir fikir verecektir.


yan apartmandaki duvari bana bitisik cift: iste aradiginiz her sey bunlarda: ask, nefret, ihtiras! sik sik kavga ediyorlar; bir iki kere "polisi mi arasam?" diye dusundurecek boyutlara ulastigi oldu. en sevdigim kisimlari, kadinin BANA BAGIRMA BANA BAGIRMA diye avazi ciktigi kadar bagirdigi sekanslar. adam genelde bir seylere vuruyor. bazen karsilikli esya attiklari oluyor, gecen gun sanirim biri duvarda patladi, sonra arkasindan gelen sessizlikti beni urkuten. acaba ayni anda kafalarina bir sey gecirip ikisi de oldu mu diye endiselendim. bir sure sonra kendilerine geldiler ve biraz daha alcak bir tondan kavga devam etti de rahatladim. bunlarin da tam neyle ilgili kavga ettigini anlamak zor, dolayisiyla gurultusu cok-eglencesi az. kavga etmedikleri zamanlarda da yine bayagi gurultuluce sevisiyorlar. sevistikleri ve kavga ettikleri zamanlari sadece ekstra bazi seslerden (yatak vb.) anlayabiliyorum. buradan elalemin ozel hayati ve kavgasiyla ilgilendigim sonucu cikmasin; bilakis, imkanim olsa haklarinda minimum bilgiyle yetinmek isterim. merhaba-merhaba, genau genau. ama hem cogunlugu kavga ve agresyon olan gunluk hayat sesleri ziyadesiyle benim yasam alanima sicriyor hem de bu beni eglendirecek duzeye (ie. konulu) bir turlu cikamiyor. iste derdim bu. en azindan bir kavganin anatomisi diye notlar tutabilirdim. su halde yetersiz veri var.

en alt kattaki komsu(lar?): bir veya iki genc erkegin kiraladigi, bahceye acilan daire. onlarin herhangi bir sesi bana ulasmiyor. gecenlerde bir kapida kalma tesadufu vesilesi ile tanistik o kadar. ama burada yer almayi hak ettiler cunku KOMSUYUZ.

karsi apartmandaki en ust dairedeki abi: sanirim yonetmen bu. ya da ben kendisini oyle yaftaladim. ne zaman sokak tarafindaki camdan bakiyor olsam adam camdan bakiyor oluyor. uzun sacli, gozluklu. gozlemci bir kisiligi olduguna kanaat getirdim. herhalde her gordugumde orada olmasi bir tesaduf olamaz. (bir de sanirim iyi manzarasi var)


karsi caprazdaki bakkal: mahallenin sevgilisi, her turlu gerekli gereksiz malzeme: merdiven, tornavida, levye, koli bandi vb. karsilayicisi. bir de bana gelen buyuk paketleri (mesela amazon) teslim aliyor. yani, aliyormus. ben bunu amazon'dan siparislerim hala gelmedi of gumruge mi takildi diye dertlenirken, bir gun bana ziyarete gelen ve bakkala ugramis annem sayesinde ogrendim. hanfendi sizin kiziniz galiba, bunlar ona gelmis diye vermis anneme amazon siparislerini. yani kendisi ayni zamanda part-time lokal posta kutusu.  havalar iyiyken sabahin korunde bir diger arkadasiyla dukkanin onunde, tam benim yatak penceremin onune denk gelen yere mevzilenip, o gunku siyasi meseleleri ve futbol gundemini tartisma izdirabi neyse ki havalarin sogumasi ile tatile girdi.

mahallenin merakli teyzesi: mahalle varsa, teyze var. burasi cihangir, bohem olur oranin havalari, sanat sepet tayfasindan gerisi oturmaz diye dusunmeyin. buranin eski sakinleri de hala aralarda gentrification'dan kacmis yasamaya devam ediyorlar. teyze, gercek bir teyze. sokaga acilan camina yerlestirdigi bir minderi ve her sabah o minderin ustune memelerini yerlestirerek basladigi bir mesaisi var. mahallenin muhtari da bir baska teyze mesela, ama bence bizim sokaginkine de en azindan bir merchandise yahut fahri konsolosluk versinler. epey erken saatlerde basladigi mesaisini (belki de ogle uykusu arasi alarak) gecenin gec, hatta haftasonlari sabahin erken saatlerine kadar surduruyor. bircok kere cok gec saatte eve donerken kendisinin tasvip etmeyen bakislarina maruz kaldim. basilisk gibi. ama sokakta eskaza bir olay olsa, iste bu teyzenin tanikligi sayesinde sip diye cozulur diye tahmin ediyorum. belki de sokaga mobese kamera koyacak yer bulamamis, teyzeyi maasa baglamislardir.

simdilik eyyorlamam bu kadar. bir baska blog post'a dek esen kalin.

Saturday, October 29, 2011

bugun benim dogumgunum

bugun degil aslinda. ama insan bu basliga karsi koyamiyor; teoman'in sarkisi da guzeldi (gecen fizy'de dinlemeye calistim, onun yerine kadinim cikti, kapatmadan evvel 30 saniyesine maruz kalip 30 m. dalisa gectim). velhasil, bugun cumartesi ve artik bu aksam dogumgunumu kutlamak icin kutlu dogum haftasi cercevesinde son sansim gibi gorunuyor. o zaman onwards and forwards. elimizde ne varsa ortaya koyacagiz (cok yok).

simdi dogruya dogru, esas dogumgunum, tahmin ediyorum ki 33 senelik kariyerimin en kaybedenler kulubu dogumgunuydu. aylar oncesinde "x, y, z" diye parametrelerle (diyelim) siraladigim dileklerden -tanri varsa ve dinlemis idiyse tuhaf espri anlayisina veriyorum, thanks old boy- sadece x ekseninde gerceklesti. boyle olunca butun denklem birbirine giriyor. neticesi: "hic yoktan iyidir"den ziyade "hay aminakoyim ben boyle isin." 

daha mutlu bir dogumgunumden. ben zannettiginiz beni tutan annem. solda: sardunyalar. hep sardunyalar.


kisisel dramimi uzatacak degilim; zaten persembenin gelisi carsambadan, pazartesinin gelisi pazardan belli olmustu. 23 ekim gunu van depremi haberiyle sarsildik. en azindan bir kismimiz sarsildi. diger bir kismimiz halaya cikti; "7.4 yetmedi mi?" soyleminin kemalist versiyonuyla bir sure eglestiler. neticede, en azindan benim genis cevremde, mahalle baskisi etkin olmus olacak ki, sesler kesildi. ama o mideme yumruk yemisim hissini unutmam mumkun degil. birer sehir efsanesi olduguna kendimi inandirdigim yardim kolilerinden tas, bayraga sarili sopa gibi seylerin ciktigi haberlerinin gercek oldugunu ogrenmemle basim hepten dustu. aylar oncesinden girdigim kutlu dogum haftasi (cok orijinal) zevzekligi yurt capinda kriz trajedisine donustu. ve iste bu seneyi de boyle yemistik. derdim, "dogumgunum ziyan zebil oldu"dan ziyade bundan sonraki her dogumgunumde oyle veya boyle bu korkunc haberleri hatirlayacak oldugum gercegi. fil gibi de hafizam var anasini satayim.

33'u bitirip 34'in ilk gunlerini yasarken hissettiklerim kendimden cok simdiye kadar sadece haritada gordugum, fotograflardan bildigim bir sehirle ilgili. bir de van kedileri ve kucukken haritaya dogru yere cizmeye calistigim ama seklini hala hafizamda net olarak cikarabildigim van golu ile. ileride kismetse van'i yine kedileri ve goluyle hatirlayabilmek dilegiyle.

"and if good fortune never comes, here's to whatever comes!"

Friday, October 14, 2011

Poppies in October

Even the sun-clouds this morning cannot manage such skirts.
Nor the woman in the ambulance
Whose red heart blooms through her coat so astoundingly --

A gift, a love gift
Utterly unasked for
By a sky

Palely and flamily
Igniting its carbon monoxides, by eyes
Dulled to a halt under bowlers.

O my God, what am I
That these late mouths should cry open
In a forest of frost, in a dawn of cornflowers.

Sylvia Plath, 1962

annem senelerdir dogumgunlerimde gelincikli bir kart atar (ya da simdilerde verir).

Thursday, September 15, 2011

annus horribilis

ortodoks kilisesi gibi, eylul ayinin baslamasiyla (trivia: kilise takvimi 1 eylul'de baslar) kendimi yeni bir seneye baslar hissediyorum. senelerin profesyonel ogrenciliginin getirisi: eylul-ekim demek yeni ogrenim senesi demek. gecen gun bahsettigim o pazar gunu kilikli agustos bitince, insana pazartesiyi (ama isin dogrusu bazen de nedense cumayi?) hatirlatan eylul'un zamani. iste o zaman geriye donup seneye retrospektif bakislar atiyorsun. bazi high -ya da low- lightlar:


- gecen sene tam bu donemlerde yeni basladigim pozisyonda basindan beri turlu sikintilar cektim; gerek yukseklisans kismi, gerekse asistanlik gorevleri olsun. danisman/patronla cinnete suruklenmeye sinirsel olarak artan astim eklenince yenilmis sayildik. (-)

- yeni tasindigim ev ocak-subat gibi eskidi. kacasi oldum. nisan ayi gibiydi kalici olarak kactim. (-)

- subat-temmuz arasi gorece parlak bir doneme imza atmis gibi gorunsem de, buyuk oranda ev kadinligi rolunun getirdigi sikintiyi goz ardi edemeyiz. ustelik her cikisin bir inisi oldugu gibi bu da bilinen sekilde neticelendi. cok da cikmamistim aslinda. (-)
clueless in bodrum. countdown to ext: 1 day.

- epik proporsiyonlarda kotu bir yaz tatili. iyi basladi (bu yaz saglam gezi yapti) ama ani viraji alamayarak bodrum'da duvara cakti. (buyuk -)

- saglik durumu hala remisyonda, kritik iki seneyi de doldurmus olmaktan dolayi buyuk bir arti. ama bildiginizin aksine saglam vucut illa ki saglam kafayi getirmiyor. bu durumda (±) (ingilizce ogretmenlerinin sevdigi bir puanlama: yarim arti).






turkiye gundemine girmek, bahsetmek dahi istemedim. bir gunluk gundemin (mesela bugunku) bile oglene dogru insani migren atagina sokabilecek kadar korkunc olmasi hasebiyle, bu sene de cennet vatanda herhangi bir iyilesme gorulmedigi gibi, her turlu rezillik yine arka arkaya yasandi. turkiye'ye her sene annus horribilis. basquiat'yi anarak: SAMO.

bu noktaya gelmeme su kadar kaldi. bakin su >--< kadar.
sene sonlarinda soylenen "iyisiyle, kotusuyle" klisesini kullanirsak, acikcasi, kac puan artidayiz, ne kadar eksideyiz (gerek bireyler [ben] gerekse tuzel kisilikler [siz hepiniz]) tam hesaplayamiyorum. beseri bilimlerde her eksinin-artinin degeri ayni degil. o yuzden bunu gecelim. benim sorum su: bu her sene tekrarlanan ve bir onceki seneyi (her zaman degil tabii ama aziz dostum alfi'nin dedigi gibi "1997'den sonrasi hep downhill hocu") aratan annus horribilis son dakikalarinda muthis bir vucut calimiyla annus mirabilis'e donusecek mi? yoksa bunun icin takvim senesini yahut tanrilar tarafindan henuz kesinlestirilmemis/benim haberim olmayan/kaos kelebeginin durumuna bagli bir zamani mi bekleyecegim?



kestane kebap, acele cevap.